Sayfalar

3 Haziran 2013 Pazartesi

ÇÖZEMEDİM

Yaşadıklarımızmıdır beni bukadar derinden etkileyen yoksa yaşamaya korktuklarımız mıdır acaba?
Yoksa bu kadar ufak kıvılcımlarla başlayıp daha evvel şahit olduklarımızın yaşadıklarını yaşamak mı korkutuyor da boğazımı düğüm düğüm yapıyor bu durum.
Yoksa bu da değilde bugünümü yarınım olan kızıma bırakamama korkusu mu içimi yakıyor?
İnsanları bu kadar dolduran nedir anlayamıyorum anlam veremiyorum. Herkes bu kadar mı şikayetçi idi bugününden. Yoksa insanlar şükretmeyi mi unuttu, doyumsuzluk mu sardı hepsini.
Yoksa birileri oynuyor da benim kardeşlerim de yine piyon mu? Yıllardır süren aynı toprağın vatandaşı olan Kürt-Türk sorunu gibi.
Fillerin kavgasında çimenler ezilir. Bu çimen bugünün anneleri biz mi, yoksa sadece sevgi aşıladığımız yavrularımız mı?
Bütün bu soruların cevabını ararken lise yıllarına gidiyorum ve tarih hocamın bir sözü geliyor aklıma;
Siz sabah kalkıp işe gitmenin ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu biliyor musunuz?
Peki rahatlıkla bakkaldan ekmek alıp eve gelmenin bile ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu.
Ben biber gazının adını çocuğuma öğretmek zorunda kalmak istemiyorum,
Ben içinde mutlu anılar biriktirdiğimiz parkların harabe hallerini kızım görsün istemiyorum,
Ben taktığım başörtüsünün savaşını çocuğumun gözü önünde vermek istemiyorum,
Ben uzağımda olan kardeşlerim için endişelenmek istemiyorum.
BENİM BLOĞUMDA DİRENİŞ YOK.
Sadece Dua var. Yarınlarımız için, yavrularımıza huzur dolu bir hayat bırakmak için tıpkı 2 hafta önce olduğu gibi.
Ben şiddetin hiçbir zaman bir ifade yöntemi olmadığını savunuyor ve her geçen gün bu durumu uzatanların da samimiyetsizliklerine kanaat getiriyorum.
Rabbim bu ahir zamanda hepimizin gözünü açmayı nasip etsin.
Topraklarımıza kan dökülmeden huzura varmayı nasip etsin ki kimseciklerin diline iş işten geçtikten sonra KEŞKE düşmesin.
AMİN....